Arturo Ui’nin Önlenebilir Tırmanışı (1941)

Ui… kapitalist dünyaya Hitler’in yükselişini, tanıdıkları bir çevreye uyarlama denemesi.

Bertolt Brecht

Arturo Ui’nin Önlenebilir Tırmanışı (Almanca: Der aufhaltsame Aufstieg des Arturo Ui) tiyatro oyununun galası 10 Kasım 1958 senesinde Stuttgart’da yapıldı, yani yazarı Bertolt Brecht’in ölümünden iki sene sonra. Brecht epik tiyatro örneği olan bu oyununu, üç hafta içersinde  (Mart 1941) kaleme aldı. Finlandiya sürgünü sırasında yazdığı, 17 sahneden oluşan Arturo Ui’nin Önlenebilir Tırmanışı oyununun metin olarak yayınlanması da Brecht’in ölümünden sonra gerçekleşti.

Oyunda ekonomik bunalım sırasında krizden etkilenen şirketlerin ve rüşvetçi politikacıların çarpık ilişkilerinden doğan problemleri kullanarak Arturo Ui adlı bir küçük çete liderinin zamanla önce bir şehri (Chicago) ve sonra başka bir şehri (Cicero) daha sömürüsü altına altdığını anlatıyor.

Geçen pazar günü oyunu okurken aklımdan şöyle geçti: Dünyada ne çok Arturo Ui ve adamlarından var. Oyun yer yer – özellikle mahkeme sahnesinde – iyice absürt bir hal alsa da olmayacak iş değil. İkna olmak için, 1929 ile 1934 yılları arasında Avrupa’nın ortaasında olanlara bir göz atmak yeterli.

nazi_monochrome_historical_adolf_hitler_parade_greyscale_desktop_3644x2744_wallpaper-355839

1929 – 1932 yılları arasında dünya ekonomik bunalımı sırasında prusyalı toprak sahipleri devlet tahvilleri almaya uğraşırlar. Toprak sahipleri sıkıntıları ile ilgilenmesi için, Almanya Cumhurbaşkanı Paul von Hindenburg’a mülk hediye ederler.

1932 yılının son baharında Adolf Hitler ve partisi iflasın eşiğinde ve güç elde etmek için, Hindenburg’la görüşmek ister.

1933 yılının başında Hitler Brandenburg’tan şansölyelik iste ama Hindenburg isteği ret eder. Hindenburg’un doğu yardımı politikaları ve kendisine hediye edilen mülktan dolayı çıkan skandal sebebiyle şansölyeliği Hitler’e vermiş olabilceği düşünülüyor. 30 Ocak 1933’de Hitler iktidara geliyor ve araştırmalar son buluyor.

1933’ün ikinci ayında Reichtag Yangını gerçekleşiyor. Hitler düşmanlarını Reichstag’ı yakmakla suçluyor. Uzun bir yargılamanın sonunda, yangın gecesi Reichstag’ta tutuklanan sol görüşlü, hollandalı işçi Marinus van der Lubbe ölüm cezasına çarptırılıyor. 10 Ocak 1934’de giyotin ile idam ediliyor. Aralık 2007’de Lubbe’nin cezası kaldırılıyor.

1934’de Ernst Röhm arkadaşı Hitler’i bekliyor, Hindenburg ve Göring’e karşı bir hareket başlatmak için ama Hitler tarafından öldürtülüyor. Aynı sene Avusturya şansölyesini Avusturya basınındaki nazi aleyhtarı sesleri susturtmasını istiyor. Şansöyle Engelbert Dollfuß suikaste kurban gidiyor.

1938’de Hitler Avusturya’yı ilhak ediyor ve seçimlerde oyların yüzde 98’ini alıyor.

bitirelim
kendi en yükseğinden itilince herkes incinir
yağmacıların ortasızlığı
güneş yanığı bir suratın ortasızlığı
çekirdeksiz mandalinaların ve çekirdeksiz kadınların ortasızlığı
biri bana söylesin
geldiysem ordaysam gerçekten
bitirelim şu işi
herkese benden

Osman Konuk, Herkese Benden

Fizikçiler (1962)

“Yeryüzündeki şartların düzelmesi, sadece bilimsel buluşlardan çok ahlaklı bir yaşama düzeninin gerçekleşmesine bağlıdır.”
Albert Einstein

Fizikçiler (Die Physiker) tiyatro oyununun galası 21 Şubat 1962 senesinde Zürih’te yapıldı. İki bölümden oluşan komedi, özel bir ruh ve sinir hastalıkları hastanesinde yatan üç fizikçiyi ve doktorlarını anlatıyor. Friedrich Dürrenmatt bu dramını 1980 senesinde yeniden düzenliyor ve şimdiki halini alıyor.

81443363_two-brainy-men

Oyun Les Cerisiers hastanesinin bir bölümü olan Villa’da geçiyor. Bu bölümde yalnızca üç hasta var. Johann Wilhelm Möbius, kendisine Einstein diyen Ernst Heinrich Ernesti/Joseph Kilton ve kendisine Newton diyen Herbert Georg Beutler/Alec Jasper Kilton. Bu bölümden sorumlu doktor Fräulein Doktor Mathilde von Zahn.

Oyunun ilk bölümü Komiser’in  (Inspektor Voß) hastanede boğulan hemşire Irene Staub’un ölümünü araştırmasıyla başlıyor. Katilin kim olduğu bilinmesine rağmen Einstein’ın akıl sağlığı yerine olmadığı için tutuklanamıyor. Staub’un öldürülüşünden üç ay önce Newton bakıcısı Dorothea Moser öldürüyor ve akıl sağlığı yerinde olmadığından dolayı tutuklanmıyor. Komedi’nin ilk bölümü hemşire Monika Stettler’in Möbius tarafından öldürülmesi ile bitiyor. Möbius Stettler birbirlerini sevdikleri ve evlenme planları yaptıklarına rağmen, konuştuğunu iddia ettiği Kral Süleyman’ın bu cinayeti emrettiğini öne sürüyor.

İlk bölümde üç aynı meslekten akıl hastasının, farklı zamanlarda bakıcılarını öldürmesi grotesk bir durum. Bu grotesk durum akıl hastalarının ve hastanesinin normal akıl hastaları ve hastanesi olmadığını düşündürüyor. Fakat nelerin anormal olduğunu adlandıramadan, her şeyin ortaya çıkacağı ikinci bölüm başlıyor.

Oyunun ikinci bölümü de Komser’in hastanede boğulan hemşirenin ölümünü araştırmasıyla başlıyor. Fakat bu sefer anormalliğin nedeni orataya çıkıyor ve fizikçilerin bakıcılarını neden öldürdükleri aydınlanıyor.

Möbius çalışmaları sırasında dünyanın sonunu getirebilecek bir formül buluyor ve buluşunun olası sonuçlarından korkuyor. Bundan dolayı Kral Süleyman ile konuşmalar yaptığını öne sürüyor, çalışmalarını değersizleştirmek için.

Kendilerine Newton ve Einstein diyen hastalarda gerçekte birbiriyle rekabet içersinde olan iki sistemin ajanları. Ajanlar Möbius’ün gizli formülüne ulaşabilmek için, kendilerini akıl hastası olarak Les Cerisiers’e yatırıyorlar.

Oyunun soğuk savaş zamanında yazıldığı göz önüne alınırsa rekabet içersindeki iki sistemin neler olduğunu anlamak zor olmaz. Oyunda fizikçiler birer sembol olarak kullanılıyor, bilimin dünya genelindeki krizlerdeki etkisi ve bilim insanlarının sorumluluğu ele alınıyor.

İkinci bölümde fizikçiler kartlarını  açıyorlar. Möbius gizli formülü yaktığını söylüyor. Ajanlar bu gelişme karşısında hastanede kalmalarının bir manası kalmadığını düşünüyorlar ve kaçmaya karar veriyorlar. Möbius insanlığın selameti için hastanede kalmalarının ve sırlarının ifşa olmaması için işledikleri cinayetlerin adi birer cinayet olmaması için (hem ceza olarak) hastanede kalmalarına ikna ediyor. Böyle bir mutlu son olabilecekken akıl hastanesinin sahibi ve baş doktoru Mathilde von Zahnd’ın gizli hedefleri ortaya çıkıyor.

Mathilde von Zahnd devamlı Kral Süleyman ile görüştüğünü ve kendisinden emirler aldığına inaniyor. Oyunda gösterilen karakterlerden tek akıl hastasının baş doktor olması oyundaki bir başka grotesk durum. Mathilde von Zahnd da gizli formülün peşindeymiş, hastaların odalarını dinlemiş ve öldürülen bakıcıları da bilgi alsınlar diye fizikçilerin üzerine salmış. Neticede gizli formüle ulaşıyor ve formülü dünyaya hükmetmek için kullanmak istiyor. Mathilde von Zahnd’ın gerçek yüzünü gören fizikçiler, onu durdurmak isteseler de nafile.

Okuyucuyu son kertede özdeşleştiği fizikçilerle beraber eli kolu bağlı, sanki deli gömleğinin içinde kalakalıyor. Mathilde von Zahnd gibi söz sahibi asıl delilerin altında buyruk.

Bedia Tuncer’in Bakırköy ruh ve sinir hastalıkları hastanesinde yatan, akıl hastalarının yazdıkları şiirleri derlediği 1964 yılında İnilti kitabında yayınlanan bir şiir:

“Tanrım bana sabır ver
Tahammülüm yok artık
Gözüme bir perde ger
Tahammülüm yok artık.
Bu deliler âlemi
Büktü benim belimi
Bu bitmeyen elemi
Tanrım doldur çilemi”
34. servisten
G… K…

Ziyaret (1964)

Ziyaret (The Visit) 1964 yapımı, Friedrich Dürrenmatt’ın Yaşlı Kadının Ziyareti adlı tiyatro eserinden uyarlanan bir sinema filmi. Yönetmenliğini Bernhard Wicki’nin yaptığı filmin başrollerini Anthony Quinn ve Ingrid Bergman paylaşıyor.

Milyoner Karla Zachanassian yıllar sonra sefalete düşmüş memleketi Güllen’e geri döner. Ahali kendisinden finansal destek bekliyor. Karla bu isteği karşılamaya hazır ama tek bir şartla: Karla finansal destek karşılığında, gençlik aşkı ve memleketinden sürülmesine sebep olan Serge Miller’in öldürülmesini istiyor.

Film aynı tiyatro oyunu gibi üç perdeye bölünmüş ve hikayenin seyri aynı olsa da önemli farklar var. Tiyatro oyununda Gülen bir orta avrupa şehri iken filmde bir Balkan şehri. Fakat yine tam bir lokasyon belirtilmiyor. Bir diğer fark ise uyarlamanın oyundaki absürt öğeleri göz ardı ederek daha realist bir yol seyretmesi.

Oyundaki absürt öğelerden biri Karla’nın başından geçen dokuz evlilik idi – üç tane eşi oyunda görülüyordu. Absürt öğelerin uyarlanmamasından dolayı açılan boşluğu ise Anya karakteri ve bu karakterin polis amiri Dobrik ile yaşadığı yasak aşk dolduruyor. Bu durum ise baş kahramanların dışındaki karakterlere isim vererek hikayenin kıssa (parable) karakterini kaybettiriyor.

Film yaşlı kadının ziyaretine daha realist yaklaşması, hikayenim esprisini daha ön plana çıkarıyor. Ziyaretin başında idam cezasının kaldırılmasıyla övünenlerin sonunda bunu tekrar yürülüğü katması. Ayrıca Karla’nın Serge hüküm giydikten sonra yaptığı uzun konuşma apaçık hikayenin esprisini ortaya koyuyor. Fakat bunlar filmde zorlama gibi duruyor. Nitekim filmde mutlu son yapım şirketi 20th Century Fox’un isteği üzerine olmuş.

İkinci perdenin ortalarına kadar iyi ilerleyen film, güzel anlar barındırıyor.

* * *

the-visit-film

Yıl: 1964

Film Süresi: 96

Yönetmen: Bernhard Wicki

Senaryo: Ben Barzman

Müzik: Hans-Martin Majewski

Görüntü Yönetmeni: Armando Nannuzzi

Kurgu: Samuel E. Beetley, Françoise Diot

Oyuncular: Ingrid Bergman (Karla Zachanassian), Anthony Quinn (Serge Miller), Anya (Irina Demick), Paolo Stoppa (Doktor), Hans-Christian Blech (Dobrik), Romolo Valli (Boyacı), Calentina Cortese (Mathilde Miller), Ernst Schröder (Belediye Başkanı), Dante Maggio (Cadek), Richard Münch (Öğretmen), Leonard Steckel (Papaz)

 

 

Arıza (1956)

Friedrich Dürrenmatt Arıza (Die Panne) hikayesini değişik biçimlerde birkaç defa anlatmıştır. Hikayeyi ilk defa 1955 yılında öykü olarak kaleme alıyor – 1956’da yayınlanıyor. Öykü basılmadan radyo tiyatrosu 17. Ocak 1956’da NDR’de yayınlanıyor. Sonra aynı hikayeyi 1979 yılında tiyatroya komedi olarak uyarlıyor.

Üç anlatımın arasında farklılıklar var. Bu farklılıklar biçimlerin imkanları ve zorlukları ile açıklanabilir. Arıza öyküsü iki bölümden oluşuyor. Birinci bölüme şu soruyla başlıyor: Edebiyatçılar için hikayeler, hala mümkün olan hikayeler var mı? (Gibt es noch mögliche Geschichten, Geschichten für Schriftsteller?) Yazar bu soruya talihsizlik, arızalar her zaman olacaktır ve bunlardan anlatım imkanları çıkacaktır diye yanıt veriyor. İkinci bölümde Alfredo Trap’in bir talihsizlik, yani bir araba arızasından dolayı başına gelenleri anlatıyor.

Hikaye kısaca şöyle:
Tekstilci Alfredo Trap eve giderken arabası arıza yapıyor. Evine bir saat mesafede olan bir köyde mahsur kalıyor ve köyde yolda kalanlara evini açan, emekli bir hakimin evinde geceyi geçirmeye karar veriyor. Trap akşam yemeğini emekli hakim ve arkadaşlarıyla (emekli savcı Zorn, emekli avukat Kummer ve eski cellat Pilet) beraber yiyor. Sofrada herkesin eski mesleklerini oynadıkları bir oyun oynamaya başlıyorlar ve Trap’a da kendisini sanık rolunde oynamak kalıyor. Trap roller dağıtıldıktan sonra kendisine hangi suç isnat edildiğini soruyor. Eski savcı önemsiz bir nokta, bir suç her zaman bulunur diye cevap veriyor. Böylelikle mahkeme başlıyor.

Arıza hikayesi 1956 yılında iki farklı biçimde yayınlanıyor. Karakterlerin bazı tiratları, iki yayında aynı şekilde geçiyor. Hikayenin başlangıcı ve gelişmesi de aynı, fakat hikayelerin sonu farklı. Yıllar sonra yayınlanan tiyatro ilk iki türe göre hayli farklılıklar gösteriyor.

Tiyatro oyunu – klasik tiyatro oyunlarından da farklı olarak – kronolojik olarak oyunun son sahnesiyle başlıyor. Sonra hakim seyirciye dönerek bu anormal açılışın sebebini açıklıyor. Açıklamada anormal açılışın, sadece son sahnede görülecek oyuncuların bütün oyun boyunca, bir tane sahne için beklemek zorunda kalmamaları ile söyleniyor. Fakat bunun sebebi seyircinin komedinin sonu öykü gibi mi, yoksa radyo tiyatrosundaki gibi mi olacağına takılmaması için de olabilir. Hemen oyunun başında, hikayenin sonunun yine farklı bir şekilde yazıldığını öğreniyoruz.

Friedrich Dürrenmatt Arıza hikayesini tiyatro oyununa çevirirken, yeni karakterler ve yan hikaye kolu ekliyor. Bunu hikayeyi tiyatro formuna uydurmak için gerekli olduğunu düşünüyor. Doğru olabilir, fakat yeni karakteri ve beraber getirdiği yan kolu hikayenin tadını kaçırıyor.

Arıza hikayesi birkaç mekanda geçiyor ve karakterler arasında uzun konuşmalar mümkün. Radyo tiyatrosunu ve öyküsünü okuduktan sonra, Dürrenmatt müthiş bir komedi metni yazmıştır diye heyecanla okudum. Fakat öyküdeki ana hikaye ve bazı tiratlar birebir olsa dahi sevemedim. Oyundaki sıkıntı yeni yan hikayenin ana hikayeye olan odağı bozması. Üç anlatıdan en çok beğendiğim radyo tiyatrosu oldu, çünkü sonunda Alfredo Trap ve Pilet’in beraberce Trap’in odasına gitmek için merdivenleri çıktıkları sahnedeki heyecan diğer iki anlatıda yok. Belki de en çok radyo tiyatrosunun sonunu beğendiğimden diğer iki anlatım biçiminden daha çok seviyor. Güzel son kötü bir hikayeyi vezir eder mi bilmiyorum, fakat kötü bir son iyi bir hikayeyi rezil eder.

Bir hikayenin güzel olması, hikayeden güzel bir eser çıkmasını gerektirmez ve aynı hikaye güzel anlatılabilinir veya kötü anlatılabilinir.

Yaşlı Kadının Ziyareti (1956)

“Düşüşlerinin son basamağında bile ideallerini bırakmayan “geniş yaratık”ların bizde bu kadar çok olma nedeni budur. İdealleri uğruna kıllarını bile kıpırdatmazlar, azılı birer haydut, hırsız gibi davranırlar; fakat ilk idealerine duydukları saygı hiç kaybolmaz, çok namuslu bir ruha sahiptirler.”

Fyodor Mihailoviç Dostoyevski, Yeraltından Notlar

Yaşlı Kadının Ziyareti (Der Besuch der alten Dame) tiyatro oyununun galası 29 Ocak 1956 senesinde Zürih’te yapıldı. Oyun Claire Zachanassian’ın 45 sene sonra tekrar memleketi Güllen’e yaptığı ziyareti konu alıyor. Friedrich Dürrenmatt’ın bu dramı aynı sene kitap olarak basıldı.

Dramın baş karakterleri Claire Zachanassian ve Alfred İll. Bu ikili gençliklerinde büyük bir aşk yaşarlarlar. Claire hamile kalınca Alfred çocuğu üstlenmek istemez ve sevgilisini yalancı şahitler tutarak karalar. Bu durumdan dolayı Claire karnında çocukla Güllen’i terk etmek zorunda kalır. Alfred İll ise kasabadan evlenir ve bakkalcılık yapmaya başlar.

Claire memleketini 17 yaşında terk ettikten sonra genel evlere düşer ve zengin bir iş adamıyla evlenir. Claire kocasının vefatından sonra milyarder olur ve dur durak bilmeden eş değiştirerek bütün dünyayı gezmeye başlar. Bu geziler sırasında devamlı magazin tarafından takip edilir ve kaldığı şehirlere büyük bağışlarda bulunur.

Claire yıllar sonra memleketine de uğramayı karar verir. Milyarder hemşehirlerinin kasabalarına geleceğini duyarlar ve fakirleşmiş kasabalılar hemşehrilerine görkemli bir karşılama hazırlarlar. Kasabalıların ziyaretten beklentisi yüklü miktarda para yardımı almak. Claire’ın kasabaya yaptığı ziyaretin arkasında ise Alfred İll’den intikam almak. Ziyareti şerefine düzenlenen akşam yemeğinde Claire bir milyarlık (500 milyonu kasabaya ve 500 milyonu kasabalılara) bağış yapmayı kabul ediyor. Bu bağışın gerçekleşmesi için tek şartı var: Adalet, yani yıllar önce tarafından iftiraya uğradığı Alfred İll’in öldürülmesi.

Güllen’in tam olarak neresi olduğu bilinmeyen bir Orta Avrupa kasabası. Baş karakterlerin dışındaki karakterlerin bir kısmı işleriyle anılıyor (Belediye Başkanı, Papaz, Öğretmen, Gazeteci..) ve bir kısmı ise numarayla anılıyor (Birinci Vatandaş, İkinci Vatandas, Üçüncü Vatandaş, Birinci Kadın..). Bununla beraber kitapta iki taraf var. Claire Zachanassian ve avanesi ziyaretçiler tarafını oluşturuyor. İkinci taraf ziyaret edilenlerden oluşuyor, yani kasabalılardan.

Oyun üç perdeden oluşuyor. Birinci perdede karakterler ve istekleri tanıtılıyor. Oyun birinci perdenin sonunda bitse her iki taraf da isteklerine ulaşamadan yollarına devam edeceklerdi. İlk perde belediye başkanının (kasabalıların desteğiyle) teklifi ret etmesi ve buna karşılık Claire’ın bekliyorum demesiyle bitiyor. Refah içersinde yaşayan bir toplumda oyun burada bitmesi muhtemel fakat sefalet bütün bir toplumu katil yapabilir. Tarih içersindeki devrimlerin çoğunun (belki tamamının) yoksulluk çeken halklar tarafından gerçekleştirimesi tesadüf değil.

İkinci perde Claire Zachanassian’ın otel odasında beklemesiyle ve kasabalıların ise sunulan teklif karşısında değişen hayatlarını gösteriyor. Kasaba halkı Alfred’i öldürmek için bir adım atmasa da nasıl olursa öldürülür diyerek borçlanmaya başlarlar. Yeni ayakkabılar alırlar, pahalı ürünler almaya başlarlar vesaire. Bu durumu fark eden Alfred İll’i ölüm korkusu almaya başlar. Önce polise gider, sonra belediye başkanına gider ve son olarak  papaza gider. Konuştuğu kişiler Alfred’e sakinleştirmeye çalışırlar ve bu durum Alfred’in hayatı için daha da endişelenmesine yol açar. Kimse Alfred’in hayatta kalmasını veya kaybolmasını istemez. Papaz’ın başta yaptığı sakinleştirici konuşmasının sonunda içindeki vicdan kırıntıları bedeninden taşar ve kasabayı terk etmesini tavsiye eder. Bunun üzerine kasabayı terk etme niyetiyle tren istasyonuna giden Alfred’i bütün kasaba ahalisi takip eder ve treni kaçırmasına sebep olurlar.

Birinci perdede ki teklif dil ile ret edilmeşti ve ikinci perdede teklifin zihnen ret edilmemiş olması gösteriliyor. Kısacası toplumda bir riyakarlık söz konusu. Toplum birinci perdede riyakardı, yani tam manasıyla bir ahlakı dönüşüm yok. Ahali oldukları gibi davranmaya devam ediyor, sadece şartlar değişiyor.

Üçüncü perdede Alfred kendi kaderine razı gelmiştir. Öğretmen kendisni bağlı hissetdiği değerler uğruna Güllen’e gelen gazetecileri olan biten her şeyi anlatmak ister. Alfred araya girmesi ve yaşananların her şeyin sorumluluğunu ve suçunu üstlenir. Bunun üzerine öğretmen gazetecilerle konuşmaktan vazgeçer, kendisinin hümanizme bağlı kalamayacağını beyan eder. Kasaba halkı Alfred’in öldürülmesi oylamaya sunmaya karar verir. Belediye başkanı oylamadan önce bir tüfekle Alfred’in yanına gelir, oylamayı anlatır ve Alfred’in intihar etmesini ister. Alfred başına gelecekleri kabul etse de intihar etmeyi kabul etmez. Oylama yapılır bütün ahali Alfred’in ölmesi yönünde oy kullanır ve oylama sonunda Alfred’i aralarına alıp öldürürler. Ölüm doğal ölüm olarak gösterilir ve Güllen refaha kavuşur.

Oyunda isimsiz anılan kişilerin bir insan grubunun temsili olarak görmek mümkün. Polis kamu görevlilerinin, belediye başkanı politikacıların, papaz din adamlarınının, öğretmen eğitimlilerin ve mesleksiz anılan kasabalıları ise toplumun temsili olarak görmek mümkün.

Dramda mesleği ile anılanlar aktörler. İsimsiz, mesleksiz anılan topluluk ise tiyatro izleyicisi gibi seyirci. Hikayenin ilerlemesi açısından katkıları yok fakat onlarsız da hikaye olmaz. Toplum olanların sebebi fakat karışmıyorlar. Durdukları yerden ahlaki yargılar kesmek ve aktörlerin katılıyorlar veya karşı çıkıyorlar. Yaptıkları seçimlerin sebebi çıkar fakat hareketlerine bir ahlaki doğruluk da katmak istiyorlar. Alfred’in gençliğinde işlediği bir suçtan dolayı onun kişiliğine karşı suç işlemeyi mübah ve dahi adalet olarak görüyorlar. Alfred’i toplumdan kimsenin hemen öldürmemesinin arkasında da çıkar hesabı vardır. Alfred’i öldürülmesini adaletin tecellisi olarak görseler dahi kimse tek başına öldürmeye kalkmıyor, çünkü böyle bir durumdan çıkar elde edemeyecek.

Dürrenmatt yokluğun insanları hangi noktalara götürebileceğini ve insanın ikrar etmeyeceği bazı hareketlerini (Örnek: Başkalarının kötülüklerini/yanlışlarını bir vicdani rahatlama sebebi olarak görmek.) absürt bir hikaye ile anlatıyor. Dramın üzerinden 60 sene geçmiş, buna rağmen bazı şeyler değişmiyor.

Güllen’in belli bir yer olmaması bu yaşananların mekana bağlı olmadığını daha da belirginleştiriyor. Fakat Dürrenmatt toplumlar arasındaki farklılığı tamamıyla ortadan kaldırmıyor. Hikaye eski yunan felsefesi ve hıristiyanlıkla yoğrulmuş bir toplumun başına geliyor.

Bu hikayede daha evrensel noktalar var fakat yazarın bunu kendi gördüğü çoğrafyaya bağlıyor. Başta alıntıladığım Dostoyevski de Yeraltından Notlar’da gördüğü bir samimiyetsizliği kendi yaşadığı topluma mandallıyor.

“kendine iyi bak dileklerine; görüşürüz
niye görüşeceksek
şadırvanlara, antik dünyaya; roma ve üç kıtaya
sözleşmelere ve sosyal sigortalara
yerlere tükürmemeye
-göklere tükürebilirsiniz-
israiloğulları israilkızlarını öldürürken
iyiydik, penyelere inanıyorduk”

Osman Konuk, Penye ve Hakikat

Alfred Hitchcock’un 1948 yapımı Rope filmi..

Bu yazı Alfred Hitchcock’un 1948 yapımı Rope filmiyle ilgili seyir zevkini düşürebilecek bilgiler içermektedir.

https://barakafabrika.files.wordpress.com/2014/12/d5f5f-alfred_hitchcock_s_rope__1948_07_57.jpg

Leopold ve Loeb

Nathan Leopold Junior ve Richard Loeb 1924 senesinde University of Chicago’da öğrenim görmüş iki arkadaştır. Leopold ve Loeb kusursuz cinayeti işlemek için 1924 senesinde 14 yaşındaki Bobby Frank’i önce kaçırmışlar ve sonra öldürmüşler. Bu ikili kendilerini üstinsan olarak görüyorlardır.

Patrick Hamilton’un Leopold ve Loeb’un cinayetinden esinlenerek Rope’s End adlı tiyatro eserini yazdığı söyleniyor. Oyun ilk olarak 1929 senesinde Londra da sahnelenmiş. Oyunda Wyndham Brandon ve Charles Granillo adlı iki öğrenci entelektüel üstünlüklerinin göstergesi olarak sınıf arkadaşları Ronald Kentley’i öldürüp bir sandığa atıyorlar.

Alfred Hitchcock 1948 senesinde Hamilton’un tiyatro oyununu beyaz perdeye taşıyor. Ana karakterlerin isimlerini Brandon Shaw ve Phillip Morgan olarak değiştiriyor.

Katil ikili eski öğretmenleri Rupert Cadell’in öldürme sanatı ve üstinsanın ahlâka bağlı olmamaları gerektiğine dair görüşlerinden etkilenerek kusursuz cinayeti planlıyorlar. Katil ikili kurban olarak sınıf arkadaşları David Kentley’i seçerler. Film katil ikilinin altinsan olarak gördükleri David’i iple boğmalarıyla başlar. David’in cesedini salonun ortasındaki sandığa atarlar ve soğuk büfeyi sandığın üzerine koyarlar.

Brandon ve Phillip, öldürme sanatını hakkıyla yerine getirmek (!) ve entelektüel üstünlüklerinin tadını çıkarmak için aynı gün evde bir parti verirler. Partiye David dahil beş kişiyi davet ederler. Davet edilenlerin hepsinin David ile bir bağı vardır. Brandon gece boyunca yaptığı süpriz oyunlarla Phillip’i çileden çıkarır.

Brandon’un oyunları ve Phillip’in tedirginliği David’in partiye gelmemesiyle birleşince Rupert kuşkulanmaya başlar. Film, cesedin bulunması ve siren seslerinin gelmesiyle biter.

Bu filmin özelliklerinden biri film zamanı ile gerçek zamanın aynı akması. Hitchcock gerçek zamanı en iyi şekilde yakalamak için ~10 dakikalık long take’lerle çalışmıştır. Filmi izlerken – filmin en başındaki balkondan salona geçişi sağlamak için yapılan kesimi saymazsak – kesimsiz bir film izliyormuşuz ilizyonu oluşur. Hitchcock, bu ilizyonu sağlamak için makara değişikliklerini karakterlerin sırtında gerçekleştirmiş.

Brandon ve Phillip

Brandon ve Phillip, tiyatro oyununda eşcinsel karakterlerdi. Filmde ise bu yönde net bir bilgi olmamasıyla beraber Brandon’un Janet Walker’in (David’in sevgilisi) eski sevgililerinden biri olduğu bilgisi verilir.

Brandon, baskın bir karaktere sahip ve cinayetin liderliğini üstlenmektedir. Phillip ise edilgin bir karaktere sahip ve Brandon’un baskısı altındadır. Phillip, beraber işledikleri cinayetten sonra gittikçe Brandon’un üstünde kurduğu baskıdan kurtulur. Phillip aktifleştikce irrasyonel davranışlarda bulunmaya ve cümleler kurmaya başlar.

Katil ikiliden sadece Phillip arınma (katharsis) geçirir. Phillip’in arınmasının sebebi pişmanlık değil yakalanma korkusudur.

Rupert Cadell

Katharsis geçiren karakterlerden biri de Rupert Cadell’dir. Rupert, üstinsanın ahlâkın üstünde olduğu öğretisinin savunucusudur. Ayrıca öldürmenin sanat olduğu ve bu sanatı seçilmiş insanların icra edebileceğine dair fikirleri savunur.

Üstinsanların (olağanüstü insanların) altinsanlar (olağan insanları) üzerinde hakları olduğu düşüncesini bir diğer fiktif karakter olan Raskolnikov’tan tanıyoruz. Raskolnikov’a göre de üstinsanlar altinsanları yüksek amaçlar için kullanabilirler.

Raskolnikov’la Rupert arasındaki fark ise Rupert’in yalnızca teori yapıyor olmasıdır. Raskolnikov, önce sırf teori yapmış, ama -parasal sıkıntılardan dolayı- bir zaman sonra teoriyi pratiğe geçirmiştir. Raskolnikov’la Brandon’un arasındaki fark pratiğe geçme nedenleridir. Raskolnikov, pratiğe maddi zorluklardan dolayı geçiş yapar, ama Brandon’un geçiş nedeni cinayet işlemiş olmaktır.

”Nobody commits a murder just for the experiment of committing it. Nobody except us.”

Brandon Shaw, Rope

Rupert aykırı fikirleri üzerine öğrencileriyle saatlerce tartışmakta hiçbir mazur görmez. Fakat düşünce, her beyinde aynı işlevde değildir.

Rupert, eski öğrencilerinin fikirlerinden etkilenip pratiğe geçirmeye çalıştıklarını anlayınca arınır.

“Tonight you’ve made me ashamed of every concept I’ve ever had, of superior or inferior beings, but I thank you for that shame, because now I know that we’re each of us a separate human being, Brandon, with the right to live and work and think as individuals, but with an obligation to the society that we live in. […]“

Rupert Cadell, Rope

Film, düşüncelerin teorisi ve pratiği arasındaki boş alanı bir kez daha gözler önüne serer. Düşüncelerin pratiğe geçişi mümkün değilse teori beyin jimnastiğinden başka bir işe yaramaz. Rupert, Raskolnikov ve Brandon gibi ayrım yapan düşüncelere sahip olanlar ‘seçilmişliğin’ ölçütünü koymakta sıkıntı çekebilir.

Teori, ‘seçilmiş insan’ için açıklama ve kriterler getirmesi lazımdır. Yani kerameti kendinden menkul demek yetmez.

” […] By what right do you dare say that there’s a superior few to which you belong? By what right did you dare decide that that boy in there [he’s referencing the dead body of “David,” lying in a trunk in the middle of the room] was inferior and therefore could be killed?

Did you think you were God Brandon? Is that what you thought when you choked the life out of him? Is that what you thought when you served food from his grave! I don’t know what you thought or what you are, but I know what you’ve done—YOU’VE MURDERED! You’ve strangled the life of a fellow human being who could live and love as you never could… and never will again!”

Rupert Cadell, Rope