Korku Filmlerinin Yeniden Çekilmesinin Varları ve Yokları

Frankenstein veya Modern Prometheus” 1910 yapımı ilk uyarlamasından 21 sene sonra tekrar beyaz perdeye uyarlanmıştır. İkinci uyarlma yapıldığında sinemaya ses geleli dört yıl olmuştu. James Whale’in yönettiği ikinci sinema uyarlaması gayet serbest bir uyarlama, yani Mary Shelley’in romanından yalnızca bazı motifler ve birkaç kişiyi almış.

Whale’in filminde Frankenstein’ın canavarını Boris Karloff canlandırıyor. İllerki filmlerde Frankenstein’ın canavarı Karloff’un canlandırdığı gibi şekillenmiştir. Oysa romandaki canavar ile filmdeki canvar arasında büyük farklar vardır.

1910′dan bu yana Frankenstein ve canavarı yüzlerce kez sinemaya ve televizyona uyarlanmıştır. Bu uyarlamalar arasında benzerlikler ve farklılıklar var. Bunların sanatsal veya sinematografik sebebleri olabilir. İlk ”Frankenstein” filminde canavarın kimyasal karışımla oluşturulmasının kanımca sinematografik nedenleri vardır. J. Searl Dawley canavarı 2000′lerde kimyasal karışımla oluştursaydı kesinlikle sanatsal nedenleri olurdu.

Sinema hızla gelişmiş ve hala gelişmekte olan bir sektör. Gelişimlerin getirdiği imkanlarla eski kitapların yeniden uyarlanması ve eski filmlerin tekrar çekilmesi gayet doğal. Tabi yeniden uyarlama ve yeniden çekimlerin tek nedenleri sanatsal ve teknolojik değil. Bazı filmlerin yeniden çekilmesinin başlıca ticari amacı da olabilir.

* * *

Korku sineması yeniden çekimlerin bolca yapıldığı bir alan. Özellikle son on yıldır iki tür filmleri bolca yeniden çekmeye başladı.

Bunlardan biri uzak doğu korku filmlerinin amerikan yeniden çekimleri. 2002 yapımı ”The Ring” 48 milyon dolarlık bütçeyle 249 milyon dolar hasılat elde edince amerikan yapımcılarının uzak doğu sinemasına göz atmaları kaçınılmaz oldu. ”The Ring” filminden sonra ”The Grudge”, ”Dark Water”, ”One Missed Call” ve ”Mirrors” gibi başarılı uzak doğu korku filmlerinin amerikan yapımları ortaya çıktı.

Bunlardan ikincisi 70′lerin ve 80′lerin başarılı amerikan korku filmlerinin yeniden çekimleri. Ben bu furyanın başlangıcını ”Michael Bay’s Texas Chainsaw Massacre” olarak görüyorum. 2003 yapımı bu film 9,5 milyon dolarlık bütçesine rağmen 107 milyon dolar hasılat yapmış. Tabi bu güzel tablo amerikan film yapımcılarının gözlerini eski korku başyapıtlarına dikti.

Alexandre Aja bu yukarda saydığım iki türde de bir film yaptı. Fransız yönetmen Alexandre Aja ilk ”Yüksek Tansiyon” adlı korku filmiyle dünyaya ismini duyurdu. Ardından 2006′da ”The Hills Have Eyes” filmini yönetti. ”The Hills Have Eyes” filminin yeniden çekimi ticari kazanç elde etmek için finanse edilmiş olabilir, ama ortaya çıkan film tam bir başyapıt. Aja uzun giriş bölümünde karakterleri tanıtmak için zamanı ayırmış. Uzun giriş/tanıtım bölümü sayesinde karakterler derinlik kazanıyor. Ayrıca seyirci aileye yakınlık hissediyor. Aja sakince karakterlerini tanıttıktan tehlikeler hızla aileye yaklaşmaya başlıyor. Aile ilk felaketle başbaşa kaldıktan sonra diğerleri çorap söküğü gibi geliyor.

Aja ”The Hills Have Eyes” filminden sonra tekrar bir yeniden çekim yapıyor. Bu sefer ”Into the Mirror” adlı Güney Kore filmini ”Mirrors” adı altında yeniden çekiyor. Aja filme başlamadan Fox’un gönderdiği senaryoyu okuduğunda ne hikayeyi beğenmiş ne de karakterleri, ama satır aralarında hoşuna giden noktalar bulmuş. orjinal filmi vasat bulmuş. Hoşuna giden noktalardan biri aynaların cinayet aracı olması fikriymiş. Aja Fox’a orjinal konseptten yola çıkarak kendi filmimi yazabilirmiyim diye sormuş ve böylece ”Mirrors” oluşmaya başlamış. Sonuç olarak ortaya çıkan yine başarılı bir korku filmi.

Aja yeniden çekimleri sevmiş olsa gerek bir sonraki filmi 1978 yapımı ”Piranha” filminin yeniden çekimiydi. Fakat üçte üç olmamış ve ”Piranha” ile bana göre en zayıf işini ortaya koymuş.

* * *

Yeniden çekimlerine karşı değilim. Hatta bazı yeniden çekimlerin (”My Bloody Valentine”) orjinallerinden kat ve kat daha iyi olduğunu düşünüyorum.

Yeni fikirler katılarak ve değişiklikler yapılarak eski filmlerin yeniden çekilmesinde bir maruz görmüyorum. Bu işte yanlış olan sırf para için namı olan filmleri alelacele özensiz şekilde yeniden çekmek. Ticari beklentiyle finanse edilen filmler ehil eller altında güzel filmlere dönüşebiliyor. Fakat bi o kadar da ticari beklentiyle yapılan filmler fos çıkıyor.

The Hills Have Eyes” yeniden çekimi bana kalırsa bir başyapıt olmasına karşın ikinci bölümü tamamıyla adi bir yapım. Ticari motivasyonla yapılan devam filmlerinden biri ve netice de ortaya çıkan yapım zaman kayıbından başka birşey değil.

Yeniden çekim furyası bazı eleştirmenler tarafından fikirlerinin tükenmesi olarak yorumlanıyor. Bana kalırsa böyle birşey demek mümkün değil, çünkü sinemacılar finanse edilen filmleri çekebiliyorlar (tabi Independent yapımlarını başka bağlamda bakmak gerek). Büyük Hollywood şirketleri de hasılat yapmak için daha önce başarılı olmuş filmlere yöneliyor. Seyirci yalnızca merak için olsa bile sevdiği filmlerin yeni versiyonlarını izliyor. Bütün bunlar sinemacıların fikirlerinin tükendiği manasına gelmiyor.

Doug Bradley’le (”Hellraiser” filminde Pinhead karakterini canlandıran oyuncu) alman sinema dergisi ”Deadline” tarafından yapılan bir röportajda sinemacıların güzel korku filmi fikirlerinin finanse edilmediği için ortaya çıkmadığını söylüyor. Bradley bütün bu yeni çekim işlerinden nefret ettiğini söylüyor ve bu işleri yapan yapımcılara ateş püskürüyor. Ayrıca yapımcıların yeniden çekimler yapmak yerine yeni Tobe Hooper’ları, Sam Raimi’leri, Wes Craven’leri, Clive Barker’leri ve John Carpenter’ları bulmaları gerektiğini savunuyor.

* * *

Ben hem yeniden çekimleri seviyorum hem de Bradley’e hak veriyorum. ”Hellraiser” ve ”A Nightmare On Elm Street” filmlerinin zamanı geçmiş değil. Şimdi olsa tekrar izlerim iki filmi de. Bu iki filmin yeniden çekime ihtiyacı yok, ama yapılanlar orjinaline saygıyla -bire bir kopyası olmayan- güzel yapımlar olursa severek izlerim.

Bradley’in haklı olduğunu konu yapımcılar yalnızca kesin hasılat yapan filmlere yönelmemesi gerektiği konusunda. Tamamıyla yeniden çekimlere sabitleşmiş bir sektör zamanla kısırlaşır. Zaten yeni ve değişik filmlere hiç yer verilmese kült film olmazdı.

2009 yılında yapılan ”Friday the 13th” filminin yeniden çekimi bana kalırsa hiç olmamış (itiraf etmem gerekir ki filmin yalnızca ilk yarım saatini izleyebildim). Böyle yapımlara verilen paralar ”Laid to Rest” gibi yeni fikirlere verilse daha güzel olur. İki film de 2009 yapımı ve ikisi de korku sinemasının slasher alt türünden.

Hasılı yapımcılar hangi filmi finanse edeceklerine karar verirken isme/nama değil de fikre/senaryoya baksalar daha güzel olur. Sinemaya sanatsal olarak bakan herkes zaten güzel senaryoyu çekmek ister, ama ne yazık ki ticari durum bu değil.

DipNot:

Yıllar önce korku sinemasındaki yeniden çekim furyası olduğu zamanlarda yazdığım bir yazı. Öylece bilgisarayımda duracağına güncel olmasa burada yayınlayayım dedim. Kötü mü ettim?

Advertisements

Korku Sinemasına Dair

1910 yapımı Frankenstein filmi sinemanın ilk korku filmi olarak tarihe geçmiştir. Bu yapım Mary Shelly’nin Frankenstein veya Modern Prometheus romanından uyarlanmıştır. Filmin senaryosu ve yönetmenliği J. Searle Dawley’e ait. 13 dakikalık filmde Frankenstein’ın canavarının yaratılışı ve yok oluşunu anlatıyor. Drawley’in sekiz sahneden oluşan filminin çekimleri üç gün sürmüş. Tabi bu yüzyıllık filmin bugün bakınca hiçbir ürperticiliği yok. Seyirci olarak daha çoğuna alışığız, ama korku filmleri böyle yürümeye başladı.

https://i0.wp.com/cdn.denofgeek.us/sites/denofgeekus/files/styles/insert_main_wide_image/public/edisonfrankenstein.jpg
Frankenstein (1910)

Frankenstein ilk korku filmi olarak geçer fakat korku öğeleri sinemanın en başlarından beri filmlerde yerini almıştır. Öykülü sinemanın öncüsü George Melies’in Le manoir du diable (1896) ve Une nuit terrible (1896) filmlerinde korku filmi öğeleri bulmak mümkün.

Melies’in Le manoir du diablo filminin tamamı bir sarayda geçiyor. Filmde bir yarasa bir patlama sonrası yok olur ve dumanlar arından Mephistopheles’e çıkar. Mephistopheles sihirbazlık ile bir kazan çıkarır. Sonrasında kazandan bi düze mahluk. Kazandan çıkan mahluklardan bir tanesinin bir haç çıkarmasıyla Mephistopheles tekrar kaybolur. Yarasa ve hac korku edebiyatından öğeler. Melies bu filminden vampir romanlarından etkilenmiş diyebiliriz ve filmin kahramanını sinemanın ilk vampir karakteri olarak da görmek mümkün.

Melies’in Une nuit de terrible filmini bir canavar filmi olarak görmek mümkün. Yatağında yatan kahramanı gerçeküstü büyüklükte bir böcek rahatsız eder. Film kahramanın gerçeküstü böceği öldürüşünü gösterir. Kahramanın slapstick-vari hareketleri var, yani film komedi unsurları da içeriyor. Şahsi görüşüme göre Une nuit de terrible filmini sinemanın ilk horror-comedy filmi olarak görmek de mümkün.

https://i2.wp.com/upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/1/14/M%C3%A9li%C3%A8s%2C_Une_nuit_terrible_%28Star_Film_26%2C_1896%29.jpg
Une nuit terrible (1896)

Kesin olan şu ki bu iki filmde de horror öğeleri var, ama horror bu filmlerde daha alt kategoride bir rol oynuyor. Bu filmler korkutmaktan ziyade, seyirciyi hayretlerle düşürüyordu.

Korku öğelerinin sinemada köklü bir tarihi olmasına rağmen bazı seyirciler tarafından saçmalık olarak görülmektedir. İlk filmleri korku filmi olan ve sinema tarihinin önemli işlerine imza atmış yönetmenler ve oyuncular var (Sam Raimi, Peter Jackson, Johnny Depp). Korku filmleri niteliksiz insanların çektikleri saçmalıklar değildir.

Hayatı boyunca korku sinemasına sadık kalmış ustaların filmlerindeki alt metinler de korku sinemasının saçmalıktan öte olduğunun kanıtıdır. George A. Romero zombi filmlerinde hep çekildiği döneme ve içinde bulunduğu topluma karşı eleştiriler getirmiştir. Örneğin Romero’nun 1968 yapımı Yaşayan Ölülerin Gecesi zamanla 60′ların amerikan toplumuna, Vietnam savaşına ve amerikan ırkçılığına karşı yöneltdiği eleştiriler üzerine durulmuştur. Filmin 1999 yılında ABD Ulusal Film Arşivine alınmasının nedenlerinden biri belki barındırdığı eleştirilerdi.

https://i0.wp.com/lgcdn.horror-movies.ca/wp-content/uploads/2011/04/livingdead.jpg
Yaşayan Ölülerin Gecesi (1968)

Korku sinemasının alt türlerinin kendi hikayeleri vardır. Önümüzdeki iki yazı -kuvvetle muhtemel- korku sinemasının alt türleri ele alacak.