Perde Kuramıyla İlgili Notlar

Kahraman bütün gereksimleri ve engelleyici zaafları ile dış hedefine ulaşmak için yola koyulur. Hikaye İle İlgili Notlar III‘de Christopher Vogler’e göre kahramanın yolculuğu boyunca geçirdiği evreleri yazdım.. Fakat kahramanın yolculuğunu perdelere de (act) bölebiliriz.

Kahramanın hedeflerinden en önemlisine giden yolu seyirci üç perde halinde izler. Bu üç perde modeli Aristoteles’e dayanır. Yani sinemanın özel dramatujisi değil batıda hikaye anlatmanın klasik dramaturjisidir. Bu üç perde modelinin dışında Horaz’a dayanan beş perde modeli ve tek perde anlatımlar var, ama sinema da klasik olanı üç perde modelidir ve bundan dolayı diğerlerine değinmeyeceğim..

Aristoteles’e göre bir oyun üç bölümden oluşması lazım giriş (exposition), gelişme/çatışma ve sonuç. Sonuç ya çözümdür (komedide) yada facia (trajedide).

Syd Field 1984 yılında “The Screenwriter’s Workbook” kitapında bu üç perde modelini beyaz perdeye uyarlıyor.

I. Perde (30 dk.):

Giriş perdesidir. Kahramanın içinde bulunduğu çevre ve arasında olduğu kişiler gösterilir. Bu perde de kahraman için herşey olması gerektiği gibidir.

1. Dönüm Noktası ile ikinci perdeye geçilir. Bu dönüm noktasında ikinci perde de ne olabileceği hakkında seyircinin bir fikri olur. Kahraman ise hayatının dönüm noktasını yaşar.

II. Perde (60 dk.):

Kahramanın hedeflerine ulaşması perdesidir.İkinci perde kahramanın iç veya dış bir çatışma ile başlar (1. Çatışma). Çatışmadan sonra bir sakinleşme olur ve seyircinin bundan sonre ne olacağı hakkında fikri olmaz. Bu bilinmez ve sakin dönemden (midpoint) sonra kahramanımız bir ikinci çatışma içersine girer (2. Catışma).

2. Dönüm Noktası ile üçüncü perdeye geçilir. Bu dönüm noktasında hedef ulaşılmıştır ve yeni açılar görünür.

III. Perde (30 dk.):

Kahramanımızın karşına son ve en çetin zorlukların çıktığı (climax) perdedir. Bu perdede hikaye sonuçlanır.

Bu üç perde modelini beyaz perde deki halinin bir başka anlatımını/analizini Christopher Vogler “The Writer’s Journey: Mythic Structure For Writers” adlı eserinde yapıyor. Vogler ikinci perdeyi ikiye böler ve böylelikle üç dönüm noktası ortaya çıkarır. Ayrıca her dönüm noktası önceki perdenin climax’ıdır.

Advertisements

Sinema hakikat mıdır?

Sanat, edebiyat ve sinema, bilim değil kültürdür. Onun için bu saydıklarım üzerine konuşurken bilimsel gerçeklik ifade ediyormuş gibi yapmamak lazım. Kısacası kültür alanındaki bütün (dar) tanımlar ve anlayışlar bilimsel değil görüşseldir. Görüşsel?

Mutlak tanımların yapılabileceği alan kültür alanı değildir. Matematikteki toplama işleminin veya fizikteki hızın mutlak bir tanımı vardır. Bu tanımlar değişik kelimelerle yapılsa bile bütün dünya aritmetikteki işlemlerin ne anlama geldiği konusunda hemfikirdir. Sayıların sırası/değeri üzerine ve “+ ^ =” işaretlerinin işlevi üzerine mutabakat sağlamış kişilerin “2+1=3″ olduğunu kabul etmesi lazımdır. Sinema da ise bu tarz net mutlak tanımlar yapmak ve bu tanımlar üzerinden genel mantiki anlayışa varmak mümkün değildir.

Sinema, insanların icadı ve tamamıyla insana dayanan bir ifade biçimidir. Onun için sinemanın evrensel kuralları yoktur. Sinemanın teknolojisi vardır ve bu teknoloji, sinema sanatı denen olgudan önce oluşmuştur. Sinema teknolojisi bilimseldir, çünkü doğa bilimlerine dayanmaktadır. Peki sinema sanatı neye dayanır?

Sinema, sanat gibi anlayışlara dayanır. Teknolojinin yalnızca Lumière kardeşler gibi gerçeği kayıt altına almak için kullanılması mı sinema? Yoksa teknolojinin Méliès gibi kurmaca sahneler için kullanması mı sinema? Ya da ikisi de değil mi?
Méliès teknolojinin sunduğu fırstaları görmüştür ve anlatımlı/hikayeli sinemanın öncülüğünü yapmıştır. Méliès döneminde kamera sabitti ve bilindiği üzere filmler sessizdi. Teknolojinin gelişmesi ile birlikte sinemanın imkanları da gelişmektedir. Nesiller değişiyor ve nesillerle beraber anlayışlar.

Sinema ilk dönemlerinde sırf eğlence aracıydı, yani o zamanların sinema anlayışı eğlence üzerine kuruluydu. Nazilerin anlayışına göre sinema bir propaganda aracıdır. Bazı kişilere göre ise sinema sanattır ve Aristo’nun sanat anlayışı sinemaya adapte edilir, yani Aristo’nun sanat anlayışı onların sinema anlayışıdır. Peki bunlardan hangisi doğru?

Bana kalırsa hiçbirinin diğerinden daha doğru olduğu ispat edilemez. İnsanın kurallara dayanmayarak oluşturduğu bir ifade biçimini kimin daha doğru algıladığını kim bilebilir?

Sinemayı tanımlayan çoğunluk aslında kendi sinema anlayışını açıklar. Sinema anlayışlarının çatışdığı vakit, diğerinin yaptığının sinema olmadığı iddia edilir. Bu kişinin tutarlılığını gösterir, yani anlayışına göre böyle çıkış göstermesi gerekir. Böyle davranmasında bir sakınca yoktur, ama kişi kendi anlayışının diğer kişinin anlayışından daha doğru olduğu iddiasına girmesi sıkıntılıdır. Eğer böyle bir iddianın içine girilirse genelin kabul edeceği bir ispat sunması gerekir. Bu mümkün değil?

Anlayışların çeşitliliklerine rağmen konunun fazla dağılmaması ve kolaylıkla ifade edilebilmesi için bazı genel kanılar var. YouTube videolarının sinema olmadığı gerçeğini buna örnek verebiliriz.

Sinemanın daha genel mantiki tanımını yapmadan hakikatinin peşine düşmek bana beyhude bir çabaymış gibi geliyor. Hakikat: Alternatifsiz sabit gerçek. Alternatifsiz, çünkü hakikat tektir. Sabit, çünkü hakikat değişmez. Gerçek, çünkü hakikat vardır (”hakikat yok” ifadesinin bile hakikat iddiasında olduğuna göre).

Basit örnekler üzerinden sinemanın hakikati var mı, sorusunu değinmek istiyorum. ”Sinemanın hakikati” üzerine genel kanılara dayanarak cümleler kurmak mümkündür. Örneğin ‘sinemanın hakikati, anlatmaktır.’ Böyle bir ifadeye karşı çıkan az olur. Fakat ‘sinemanın hakikati, hakikat üzerine düşünmeyi sağlamak ve izleyiciyi hakikate doğru yaklaştırması’ denirse karşı çıkan çok olur. Böyle bir ifade sinemanın hakikati değil kişinin sinema anlayışıdır. Kişinin anlayışına göre sinema izleyiciyi hakikate yaklaştırması gerekebilir ve bunu yapmayan hiçbir şey sinema olamaz.

Sanat, edebiyat ve sinema konusunda söylenenleri kabul ederken titiz olmak gerekiyor. Örneğin bir kişi Aristoteles’in, “sanat, gerçeğin taklididir” tanımına kabul edebilir. Sıkıntı yok. Sıkıntı, bunun yanı sıra Necip Fazıl’ın sanat tanımını da kabul etmeye kalkıştığında oluşuyor. Çelişkiye düşmemek gerekir.

Aristo’nun ve Üstad’ın tanımı “mutlak gerçek değil”, yani sırf onların sanat anlayışı. Sanat doğa bilmi değil ki, mutlak doğrusu olsun!

George Melies - https://i2.wp.com/upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/6/63/George_Melies.jpg
Ve diyebiliriz ki sanat anlayışındaki farklılıklar tamamıyle yoruma dayalıdır.

Sinema sanat mıdır?

Sanat Aristo’ya göre gerçeğin taklidi. Bu taklit bir araca (medyum) ve bir usule/biçime bağlı. Sanat ne kadar çok taklit ederse o derece az soyutur (abstre). Fakat sanat hiçbir zaman gerçeği tamamıyla kopya edemez. Sinema alanındaki taklit de gerçeği yakalayamaz. Çöküş filminde Hitler karakterini Hitler’in kendisi oynasaydı bile gerçek olmazdı.

Bu sanat anlayışına göre edebiyat da sanat. Nitekim Eski Yunanlılara ve Romalılara göre edebiyat türleri de kendi başına sanat dalı olarak sayılıyordu. Bu anlayışa göre yedi tür sanat vardı: Hikâye, Şiir, Komedi, Trajedi, Müzik, Dans ve Astronomi. Bugün bakılınca astronominin yedi sanattan biri sayılması garip. Bu durum sanat kavramının tarih içersinde nasıl değişdiğinin kanıtı.

Onüçüncü yüyılda hikaye, şiir, komedi ve trajedi edebiyat kavramı altında toparlandı. Fakat edebiyat sanatlığını korumuş oldu ve dans sanat olmaktan çıktı. Onyedinci yüzyıla gelince görsel sanatlar, müzik, edebiyat ve opera (bütün sanatların birşetiricisi olarak) güzel sanatlar olarak tabir edilmeye başlandı. Onsekizinci yüyıldan sonra sanat ve zanaat ayrımı yapılmaya başlandı. İşler karıştı gitti ve bugünlere gelindi.

Bu kısa tarihçe batının sanata bakışını anlatıyor. Batının sanat anlayışı doğunun sanat anlayışıyla tutuşan yanları var veya yok. Bütün bunlar bile sanat anlayışının ne kadar yoruma dayalı bir şey olduğunu gösteriyor.

Aristo’nun sanat anlayışı makul, lakin sanat ile edebiyatın ayrılması gerek. Edebiyat gerçeğin taklidini sözel olarak yapar. Sanat gerçeğin taklidini duyusal olarak yapar. Edebiyat lisana bağlıdır (tercümeye gerek duyar), ama sanat lisansızdır (tercümeye gerek duymaz).

Sanatı algılamak için duyular yeterli olmalı. Algılamak anlamak manasına gelmiyor. Sanatı algılamak için okumasını veya lisan bilmeyi gerektirmemesi gerekir. Böyle bir anlayışa göre sanat ile edebiyatın ortak noktaları gerçeği taklit etmesi ve birbirlerine malzeme olmaları. Aslında sanat ve edebiyat gerçeği taklit ile tarif ediyor da denebilir. Bu anlayışa göre sinema ve tiyatro salt sanat değil. Sinema içinde sanatı barındırır, ama salt sanat değil.

Nasıl bir tiyatro oyununun metni edebiyat olarak kabul ediliyorsa senaryo da edebiyat olarak kabul edilmeli. Bu kabul üzerinden gidildiği zaman sinemanın bir parçası lisana dayanıyor. Lisana dayanan bir eser salt sanat olamaz.

Kısacası sinema ne sanattır ne de edebiyat. Zamanında saygıdeğer insanlar sinema ciddiye alınsın diye sinema sanattır diye dikte etmiş olabilirler. Fakat bana göre sinemanın yedinci sanat falan olduğu yoktur.

Aristo - sinemakafasi.com

Velhasıl sinema sinemadır!