Alfred Hitchcock’un Filmleri

Sir Alfred Joseph Hitchcock 13 Ağustos 1899 yılında İngiltere’nin Leytonstone, London şehrinde dünyaya geldi.

Alfred Hitchcock Aims

Sessiz Sinema Dönemi
Bahar 1920’de İslington, London’da yeni açılan bir film stüdyosunda çizer olarak işe başladı. 1921 ile 1922 yıllarında en az 12 film afişi çizdi, bunun yanı sıra kostümler ve dekorasyonlar tasarladı.

1922 yılında Always Tell Your Wife filminin son sahnesini, yazar Seymour Hicks ile beraber çekti ve ilk yönetmenlik deneyimini kazandı.

1924 yılında yönetmen yardımcılığına başladı, 1925’e kadar Graham Cutts’ın 5 filminde yönetmen yardımcısı olarak görev aldı.

1925 yılında, Almanya’da The Pleasure Garden filmiyle yönetmen olarak ilk filmini çekti. Aynı yıl Tirol’da The Mountain Eagle filmini çekti. Bu iki film Almanya’da gösterime girdi. Fakat Hitchcock’un tarzını beğenmeyen ingiliz dağıtımcı C. M. Woolf yüzünden İngiltere’de gösterime girmedi.

1926’da İngiltere’de çevirdiği The Lodger filmi yine C. M. Woolf engeline takıldı. Fakat bu sefer Ïvor Montagu ile üzerinden geçtikten sonra vizyona girdi.

1927’de Gainsborough Pictures için, iki tane film daha çevirdi (Downhill ve Hafif Meşrep/Easy Virtue)  ve British International Pictures’a transfer oldu. Orada başta The Ring olmak üzere üç tane daha sessiz film çekti (The Farmer’s Wife, Champagne ve The Manxman).

Sesli Film
1929’da sessiz film olarak çektiği Şantaj (Blackmail) filmi için yapımcıların izni ile bir sesli film bobini daha çekti. Bu film ilk ingiliz sesli film olarak geçer. 1933’e kadar sekiz film daha çekti.

1934 ile 1938 yılları arasında çektiği filmler (Çok Şey Bilen Adam/The Man Who Knew Too Much, 39 Basamak/The 39 Steps, Secret Agent, Sabotaj/Sabotage, Genç ve Masum/Young and Innocent ve Kaybolan Kadın/The Lady Vanishes) ile İngiliz sinemasındaki özel yerini aldı ve ismi Hollywood’a kadar ulaştı. Hitchcock 1938 yılında amerikan yapımcı David O. Selznick’in yapım şirketi ile anlaştı. Anlaşmadan sonra İngiltere’de Erich Pommer için son bir film (Jamaica Hanı/Jamaica Inn)  çektikten sonra Amerika’ya gitti.

Hollywood
Alfred Hitchcock amerikada beklenmedik zorluklarla karşılaştı. David O. Selznick yaptığı filmleri sıkı kontrol ediyordu. Bu değişik çalışma atmosferine rağmen ilk amerikan filmi Rebecca 1940’da onbir dalda Oskar’a aday olmayı başardı.

1940’da bir savaş filmi olan Foreign Correspondent’i çekti ve film bittikten sonra memleketi İngiltere Almanya tarafından bombalandı.

1941’de kendi tarzının dışında bir yapım olan, memnun olmadığı Bay ve Bayan Smith (Mr. & Mrs. Smith) adlı Screwball komedisi vizona girdi. Sonraki zamanda kendi tarzında uygun Suspicion (1941), Saboteur (1942) ve Shadow of a Doubt (1943) çekti.

İkinci dünya savaşı zamanında çoğu İngiliz yönetmen gibi savaş propagandasına katkıda bulundu ve iki tane kısa film (Bon Voyage ve Aventure malgache) çekti. Bu iki kısa filmin dışında, İngiliz ve Alman gemi kazazedelerinin bir cankurtaran botunda yaşadıklarını anlatan sonraki filmi Yaşamak İstiyoruz’a (Lifeboat) da propoganda filmi denebillir. Sonraki filmi Öldüren Hatıralar (Spellbound) ile psikoanaliz ile ilgili bir film çekti.

1946’da kadın ajan hikayesinin anlatıldığı Aşktan da Üstün (Notorius)  filmini çekti.

1947’de yayınlanan The Paradine Case ile Hitchcock ile Selznick arasındaki yedi senelik iş antlaşması bitti.

Transatlantic Pictures
Hitchcock Selznick ile olan antlaşması bitmeden iki sen önce sinema salonları sahibi Sidney Bernstein ile Transatlantic Pictures yapım şirketini kurdu.

Transatlantic Pictures için ilk renkli filmi olan Rope (1948) ve Under Capricorn’u (1949) çekti. Bu iki filmin gişede uğradığı başarısızlık sebebiyle yapım şirketi iflas etti.

Warner Brothers
Hitchcock Warner Bros.’la dört filmlik bir antlaşma yaptı. Antlaşmaya göre hem yönetmenliğini hem de yapımcılığını yapabileceği bu filmlerde istediği konuları çekme hakkına sahipti. Bu dönemde (1950 – 1954) çektiği filmler sırasıyla şöyle Stage Fright, Trendeki Yabancılar (Strangers on a Train), I Confess ve  Cinayet Var (Dial M for Murder).

Paramount Pictures
1953 yılında Paramount ile antlaşmaya varıyor. Paramount Pictures için çektiği ilk filmi Arka Pencere (Rear Window) ile en başarılı zamanı başladı.

1955 yılında hem romantik gerilim filmi Kelepçeli Aşık (To Cath a Thief) hem de kara komedi filmi The Trouble with Harry’i çekti. Bu sene ayrıca amerikan vatandaşlığını almıştı ve ingiliterede çektiği Tehlikeli Adam’ı (The Man Who Knew Too Much) tekrar çekmek için hazırlıklara başlamıştı. Bütün bunların yanı sıra aynı yıl Alfred Hitchcock Presents adlı haftalık televizyon programına başladı.

1956’da Warner Bros. için son bir film çekti, ayrılırken bedavaya bir film çekeceğini sözünü verdiği için. Fakat çektiği Lekeli Adam (The Wrong Man) filmi gişede başarısız oldu.

1957’de Paramount için son filmi Ölüm Korkusu’nu (Vertigo) çekti. Zamanında gişede büyük başarı yakalamayan film günümüzde en önemli filmlerinden sayılıyor. Bir sonraki filmi Gizli Teşkilat (North by Northwest) da Hitchcock’un önemli yapımlarından. 1960 yılında bir haftada çektiği siyah beyaz film Sapık (Psycho) en tanıdık filmi, aynı zamanda gişedeki en başarılı filmi.

Universal Studios
Sapık’tan sonra bir başka korku filmi olan Kuşlar’ı (The Birds) çekti. Bu filmden sonra 1960’larda çektiği diğer üç filmi (Hırsız Kız/Marnie, Torn Curtain ve Topaz) hem sanatsal açıdan hem de gişede diğer yapımların arkasında kaldı.

1970’de tekrar memleketi London’a gitti ve Frenzy’nin çekimlerine başladı.

1976’da son filmi Familiy Plot vizyona girdi.

1978’de Ronal Kirkbride’ın The Short Night romanını uyarlamak için kolları sıvadı ama Universal Studios kötüleşen sağlık durumu sebebiyle projeyi durdurdu.

1979’da American Film Institute tarafindan Yaşam Boyu Onur Ödülüne layik görüldü.

hitchcock-profile

Alfred Hitchcock 29 Nisan 1980 sabahı böbrek yetmezliğinden Los Angeles’deki evinde vefat etti. Naaşı yakıldıktan sonra açıklanmayan bir yere döküldü.

Advertisements

Alfred Hitchcock’un 1954 yapımı Arka Pencere filmi..

Bu yazı Alfred Hitchcock’un 1954 yapımı Arka Pencere filmiyle ilgili seyir zevkini düşürebilecek bilgiler içermektedir.

rearwindow1

Yalnızca yalın filmlerin katmanlı olduğu yargısı büyük bir yanılgıdan ibaret. Dolayısıyla, her sinemacı teşhircilik yaptığı halde hikayesini fazla süsleyen yönetmenlere bayağı muamelesi yapmak da yersiz oluyor. Kaldı ki, filmlerin katmanlarını görmek veya katmanlandırmak seyircinin inisiyitafinde bir eylem.

Yönetmen bin katmanlı gökdelen inşa etse bile gözlerini çeken seyirici görmez. Dahi tek katmanlı kulübeyi büyüteçle bakan seyirci bir kompleks olarak algılayabilir. Kaldı ki, gökdelen bir kulisten ibaret ve kulübe yalnızca bir giriş olabilir. Makbul olan güzel inşa edilmiş bir film ortaya koymak.

Alfred Hitchcock’un 1954 yapımı Arka Pencere’sini sırf eğlenceli bir gerilim filmi olarak görmek mümkün. Heyecan erbabı Hitchcock’un filmi sırf bu gözle bile izlemeye değer. Fakat filmin üzerine söylenebilecekler bu kadarla sınırlı değil.

Arka Pencere filminin temelinde 1942 yılında yayınlanan It Had to Be Murder hikayesi yatıyor. Bu kısa hikaye amerikan polisiye yazarı Cornell Woolrich’e ait. Hikayeyi senaryolaştıran isim ise John Michael Hayes. Alfred Hitchcock ve Hayes hikayeyi temel alarak iki gerçek katilden de esinlenerek bu filmi ortaya koydukları söyleniyor.

Arka Pencere filmi pencerelerdeki perdelerin açılmasıyla başlıyor. Bundan sonraki dört dakika içersinde filmin geçtiği yeri ve kahraman L.B. Jefferies’in kim olduğunu kelimesiz bir anlatımla öğreniyoruz. Seyirci hiçbir şey kaçırmamak niyetiyle bütün kareleri dikkatle izliyor.

Jeff ayağı kırık bir foto muhabiri. Zorunlu olarak evde kaldığı dönemde can sıkıntısıyla başa çıkabilmek için komşularını izlemeye başlıyor. Filmin sekizinci dakikasında Jeff’in bakıcısı Stella tarafından yaptığının yasalara aykırı olduğunu öğreniyor. Dolayısıyla seyirci de baştaki sekansı dikkatle izlemenin aykırılığının farkına varıyor. Kısacası seyirci kahramanla aynı duruma düşmüş oluyor.

Jeff’in film esnasında -gözleriyle görmemiş olmasına rağmen- komşusu Lars Thorwald’ın bakıma muhtaç eşini öldürdüğünü düşünüyor. Seyirci de ‘röntgenlediklerine’ dayanarak kahramanla aynı fikre varıyor.

Jeff’in yasalara, en azından ahlaka aykırı röntgenci davranışlarıyla daha vahim bir vakayı bulduğunu inanıyor. Seyirci de buna inanıyor. Böylelikle belki de ahlaka aykırı davranışlarından arınmayı istiyorlar. Jeff’in polis arkadaşı Thomas Doyle iddiaları ciddiye almadığı halde Jeff/seyirci öyle olduğunu düşünmeye devam ediyor. Hatta Thorwald katil çıkmazsa seyirci küçük çaplı bir hayal kırıklığına uğrar diyebiliriz. Kısacası baştaki cinayet korkusu zamanla cinayet arzusuna evriliyor.

Jeff Lars Thorwald’la karşılaştığında ne istediğini söyleyemiyor. Jeff niye Thorwald’ın hayatına dahil olup hayatını mahvettiğini söyle(ye)miyor. Hakikaten Jeff ne istiyor? Jeff adaletin yerini bulmasını mı, koltuğa bağlı kaldığı son haftayı heyecanla geçirmeyi mi yoksa haklı çıkmak mı istiyor?

Bu soruları Jeff’in fotoğrafçılığıyla bağdaştırmakta mümkün. Jeff insanların fotoğraflarını çekerek ve onlara başlıklar bularak ne yapıyor? Bıçak çift taraflı.. seyirci niye başkalarının hayatlarını izliyor?

Yukarıda yazanlar filmin üzerine gitmeye değer bir katmanı. Bir diğer çıkmaya değer katman ise ilişkiler. Jeff nişanlısı Lisa ile ilişkilerinin nereye gideceğine dair bilinmezlikte, çünkü bağlanma korkusu var. Bu ikili arasındaki ayrışıklıklar film boyunca değişip duruyor. Bunun yanı sıra arka bahçede ilişkiler konusunda farklı durumlar var. Yalnız ve mutsuz kadın Miss Lonely Heart, yalnız yaşayan besteci, çekici kadın danscı, genç çift, yaşlı çift ve Mr. ve Mrs. Thornwald’lar.

rearwindow3

Lars Thorwald’ın yatalak eşine bakma mecburiyetinde olması Jeff’in bağlanma korkusuna sebebini gösteriyor. Jeff bağlanmanın ortaya çıkardığı mecburiyetlerden kaçıyor. Thorwald’ın sıkıntısı ve Jeff’in korkusu bile Miss Lonely Heart sevinci olabilir. Dünya üzerinde küçücük bir yere tekabül eden bir arka bahçe bile dağlar kadar farklı hayatlar barındırıyor.

”Who are you? What do you want from me?”
Lars Thorwald

Seyirci miyiz? Hakikatin mi peşindeyiz, yoksa eğlencenin mi? Mesele bayağılık mı, yoksa fıtrat mı?

Kendimizi mi kandırıyoruz?

Ve perde kapanır.

Alfred Hitchcock’un 1948 yapımı Rope filmi..

Bu yazı Alfred Hitchcock’un 1948 yapımı Rope filmiyle ilgili seyir zevkini düşürebilecek bilgiler içermektedir.

https://barakafabrika.files.wordpress.com/2014/12/d5f5f-alfred_hitchcock_s_rope__1948_07_57.jpg

Leopold ve Loeb

Nathan Leopold Junior ve Richard Loeb 1924 senesinde University of Chicago’da öğrenim görmüş iki arkadaştır. Leopold ve Loeb kusursuz cinayeti işlemek için 1924 senesinde 14 yaşındaki Bobby Frank’i önce kaçırmışlar ve sonra öldürmüşler. Bu ikili kendilerini üstinsan olarak görüyorlardır.

Patrick Hamilton’un Leopold ve Loeb’un cinayetinden esinlenerek Rope’s End adlı tiyatro eserini yazdığı söyleniyor. Oyun ilk olarak 1929 senesinde Londra da sahnelenmiş. Oyunda Wyndham Brandon ve Charles Granillo adlı iki öğrenci entelektüel üstünlüklerinin göstergesi olarak sınıf arkadaşları Ronald Kentley’i öldürüp bir sandığa atıyorlar.

Alfred Hitchcock 1948 senesinde Hamilton’un tiyatro oyununu beyaz perdeye taşıyor. Ana karakterlerin isimlerini Brandon Shaw ve Phillip Morgan olarak değiştiriyor.

Katil ikili eski öğretmenleri Rupert Cadell’in öldürme sanatı ve üstinsanın ahlâka bağlı olmamaları gerektiğine dair görüşlerinden etkilenerek kusursuz cinayeti planlıyorlar. Katil ikili kurban olarak sınıf arkadaşları David Kentley’i seçerler. Film katil ikilinin altinsan olarak gördükleri David’i iple boğmalarıyla başlar. David’in cesedini salonun ortasındaki sandığa atarlar ve soğuk büfeyi sandığın üzerine koyarlar.

Brandon ve Phillip, öldürme sanatını hakkıyla yerine getirmek (!) ve entelektüel üstünlüklerinin tadını çıkarmak için aynı gün evde bir parti verirler. Partiye David dahil beş kişiyi davet ederler. Davet edilenlerin hepsinin David ile bir bağı vardır. Brandon gece boyunca yaptığı süpriz oyunlarla Phillip’i çileden çıkarır.

Brandon’un oyunları ve Phillip’in tedirginliği David’in partiye gelmemesiyle birleşince Rupert kuşkulanmaya başlar. Film, cesedin bulunması ve siren seslerinin gelmesiyle biter.

Bu filmin özelliklerinden biri film zamanı ile gerçek zamanın aynı akması. Hitchcock gerçek zamanı en iyi şekilde yakalamak için ~10 dakikalık long take’lerle çalışmıştır. Filmi izlerken – filmin en başındaki balkondan salona geçişi sağlamak için yapılan kesimi saymazsak – kesimsiz bir film izliyormuşuz ilizyonu oluşur. Hitchcock, bu ilizyonu sağlamak için makara değişikliklerini karakterlerin sırtında gerçekleştirmiş.

Brandon ve Phillip

Brandon ve Phillip, tiyatro oyununda eşcinsel karakterlerdi. Filmde ise bu yönde net bir bilgi olmamasıyla beraber Brandon’un Janet Walker’in (David’in sevgilisi) eski sevgililerinden biri olduğu bilgisi verilir.

Brandon, baskın bir karaktere sahip ve cinayetin liderliğini üstlenmektedir. Phillip ise edilgin bir karaktere sahip ve Brandon’un baskısı altındadır. Phillip, beraber işledikleri cinayetten sonra gittikçe Brandon’un üstünde kurduğu baskıdan kurtulur. Phillip aktifleştikce irrasyonel davranışlarda bulunmaya ve cümleler kurmaya başlar.

Katil ikiliden sadece Phillip arınma (katharsis) geçirir. Phillip’in arınmasının sebebi pişmanlık değil yakalanma korkusudur.

Rupert Cadell

Katharsis geçiren karakterlerden biri de Rupert Cadell’dir. Rupert, üstinsanın ahlâkın üstünde olduğu öğretisinin savunucusudur. Ayrıca öldürmenin sanat olduğu ve bu sanatı seçilmiş insanların icra edebileceğine dair fikirleri savunur.

Üstinsanların (olağanüstü insanların) altinsanlar (olağan insanları) üzerinde hakları olduğu düşüncesini bir diğer fiktif karakter olan Raskolnikov’tan tanıyoruz. Raskolnikov’a göre de üstinsanlar altinsanları yüksek amaçlar için kullanabilirler.

Raskolnikov’la Rupert arasındaki fark ise Rupert’in yalnızca teori yapıyor olmasıdır. Raskolnikov, önce sırf teori yapmış, ama -parasal sıkıntılardan dolayı- bir zaman sonra teoriyi pratiğe geçirmiştir. Raskolnikov’la Brandon’un arasındaki fark pratiğe geçme nedenleridir. Raskolnikov, pratiğe maddi zorluklardan dolayı geçiş yapar, ama Brandon’un geçiş nedeni cinayet işlemiş olmaktır.

”Nobody commits a murder just for the experiment of committing it. Nobody except us.”

Brandon Shaw, Rope

Rupert aykırı fikirleri üzerine öğrencileriyle saatlerce tartışmakta hiçbir mazur görmez. Fakat düşünce, her beyinde aynı işlevde değildir.

Rupert, eski öğrencilerinin fikirlerinden etkilenip pratiğe geçirmeye çalıştıklarını anlayınca arınır.

“Tonight you’ve made me ashamed of every concept I’ve ever had, of superior or inferior beings, but I thank you for that shame, because now I know that we’re each of us a separate human being, Brandon, with the right to live and work and think as individuals, but with an obligation to the society that we live in. […]“

Rupert Cadell, Rope

Film, düşüncelerin teorisi ve pratiği arasındaki boş alanı bir kez daha gözler önüne serer. Düşüncelerin pratiğe geçişi mümkün değilse teori beyin jimnastiğinden başka bir işe yaramaz. Rupert, Raskolnikov ve Brandon gibi ayrım yapan düşüncelere sahip olanlar ‘seçilmişliğin’ ölçütünü koymakta sıkıntı çekebilir.

Teori, ‘seçilmiş insan’ için açıklama ve kriterler getirmesi lazımdır. Yani kerameti kendinden menkul demek yetmez.

” […] By what right do you dare say that there’s a superior few to which you belong? By what right did you dare decide that that boy in there [he’s referencing the dead body of “David,” lying in a trunk in the middle of the room] was inferior and therefore could be killed?

Did you think you were God Brandon? Is that what you thought when you choked the life out of him? Is that what you thought when you served food from his grave! I don’t know what you thought or what you are, but I know what you’ve done—YOU’VE MURDERED! You’ve strangled the life of a fellow human being who could live and love as you never could… and never will again!”

Rupert Cadell, Rope

Alfred Hitchcock’un 1940 yapımı Rebecca filmi..

Bu yazı Alfred Hitchcock’un 1940 yapımı Rebecca filmiyle ilgili analizler içerir. Karakter ağarlıklı bu analizler (filmi henüz izlemeyenlerin) seyir zevkini düşürebilir.

Konu:

Genç nedime iş vereni Edythe Van Hopper’le beraber Monte Carlo’da bulunuyor. Bu zaman içersinde ingiliz asilzade Maxim de Winter’le tanışıyor. Maxim hala geçen sene eşi Rebecca’yı kaybetmiş olmanın etkisi altında. Monte Carlo’da genç nedime ve Maxim’in arasında duygusal bir ilişki başlıyor. Bu ikili Maxim’in teklifiyle süpriz bir evlilik yapıyor ve beraber Maxim’in Cornwall’deki Menderley malikhanesine gidiyorlar.

Genç nedime Menderley’de hizmetkarlarla tanışıyor. Hizmetkarlardan Mrs. Danvers eski hanımı Rebecca’ya büyük ve saplantılı bir muhabbetle bağlı. Mrs. Danvers yeni Mrs. de Winter’i rahatsız ve sonunda intihar etmesini sağlamak için elinden geleni yapıyor.

Rebecca’nın ölümü ile ilgili yeni bilgiler gün yüzüne çıkınca Mrs. Danvers Menderley malikhanesini ateşe veriyor. Bu ateş sonucunda kendi -ve Rebecca’nın son etki alanı Menderley- küle dönüyor. Yeni Mrs. de Winter ateşlerden son anda kurtulmayı başarmıştır.

Karakterler:

George Fortescu Maximilian ‘Maxim’ de Winter ingiliz asilzade ve Menderley malikanesinin sahibi. Maxim filmin erkek protagonisti (kahraman).

Mrs. de Winter, Maxim’in ikinci eşi. Mrs. de Winter’e film boyunca kendi ismiyle hitap edilmiyor ve şeyirci onu yalnızca Mrs de Winter ismiyle tanıyor. Mrs. de Winter filmde anlatıcı rolünü üstleniyor ve (böylelikle) seyircinin özdeşleştiği karakter oluyor.

Jack Favell Rebecca’nın ”kuzeni” ve onun aşıklarından biri. Jack filmin eril antagonisti (düşman).

Mrs. Danvers Menderley malikanesinin ve eski Mrs. de Winter’in hizmetçisi. Mrs. Danvers filmin dişi antagonisti.

Rebecca Maxim’in ölen eşi. Rebecca film boyunca gösterilmediği halde varlığı hemen hemen her sahnede hissediliyor. Film Rebecca’nın geçmiş hikayesini bugünün olaylarıyla anlatıyor.

İlişkiler:

Maxim de Winter ve Mrs. de Winter filmin ana karakterleri. Mrs. de Winter Maxim’de babasının ölümünden sonra aradığı sevgiyi buluyor. Maxim ise Mrs. de Winter’in masumiyetini ve çocuksuluğunu seviyor. Mrs. de Winter’in varlığında ”demonlarını” unutuyor, yani eskiye dair Rebecca’yla alakalı hatıralarını.

Bu ikili süpriz bir kararla evleniyor ve Maxim’in Menderley’e malikhanesine geliyorlar. Menderley’de Mrs. de Winter beklentileri karşılayabilecek miyim kaygısına düşüyor. Gittikçe Maxim ve toplumdan kabul görme arayışına giriyor. Bu arada Maxim Menderley’e geri geldiğinden dolayı pişmanlık duyuyor, çünkü ”demonları” takip etmeye devam ediyor. Çaresizlik içersinde ”demonları” bir gün yenebilecek miyim diye düşünüyor.

Jack Favell eril antagonist, yani Maxim’in rakibi. Bu rekabetin sebebi Jack’in Rebecca’nın aşıklarından biri olması. Bundan dolayı Maxim’in Jack’e karşı bir düşmanlığı var.

Mrs. Danvers dişi antagonist, yani Mrs. de Winter’in rakibi. Bu rekabetin sebebi Mrs. Danvers’in hala Rebecca’ya sadakat ve sapkın muhabbetle bağlı olması. Bundan dolayı yeni Mrs. de Winter’e karşı sevimsiz ve hor davranıyor. Mrs. Danvers’in Rebecca’nın güzelliği ve zekasına karşı olan sevgisi takıntı durumunda. Takıntılı sevgisinden dolayı Mrs. de Winter’i intihara sürükliyerek Rebecca’nın mirasını korumak istiyor.

Jack ara sıra -Maxim evde olmayınca- Menderley’de Mrs. Danvers’la buluşuyor. Bu ikili birbirlerini iyi tanıyorlar olsa gerek ki, Mrs. Danvers Jack’e takma adıyla (Danny) hitap ediyor.

Maxim için Mrs. Danvers sıradan bir hizmetkar, yani onun için bir önem arz etmiyor. Mrs. Danvers ise muhtemelen Maxim’i -yeniden evlenmesinden dolayı- af etmiyordur.

Ana Karakterlerin Değişimi:

Maxim filmin başında üzgün (intiharın eşiğinde) ve yalnız (kendi başına tatil yapan) bir adamdı. Mrs. de Winter’i tanımasıyla beraber üzüntüsünden ve yalnızlığından kurtuluyor. Başta herkese mesafeli ve soğuk olan Maxim Mrs. de Winter’e olan sevigisyle değişiyor.

Mrs. de Winter nedimelik hayatıyla memnun olmayan ve çocuksu hareketleri olan biri. Maxim’i tanıdıktan sonra hayatıyla memnun olmaya başlıyor. Ve filmin sonlarına doğru -Maxim’in büyük sırrını saklıyarak- çocuksu hareketleri ve masumiyetini kaybediyor

Karakterlerin Hedef ve İstekleri:

Maxim ana hedefi eskiden kalan ”demonlarından” kurtulmak. Önce bu hedefine kendini öldürerek ulaşmayı düşünüyor; fakat Mrs. de Winter’le tanışınca sevgiyle kurtulmayı hedefliyor. Maxim’in bütün fiileri (Mrs. de Winter’le yaptığı hızlı evlilik vesaire) hep ”demonlardan” kurtulmak için. Maxim’in istekleri de ”demonlarla” alakalı. Maxim eskiyi unutarak mutlu ve sakin bir yaşam sürmek istiyor.

Mrs. de Winter’in de büyük hedefleri yok. Onun istekleri -babasının ölümünden sonra oluşan- sevgi ve ilgi eksikliğini gidermek. Bu sevgi ve ilgiyi Maxim’den umuyor. Bu isteklere ulaşması bir kaç kısa vadeli hedeflerden geçiyor. Bu hedeflerin hepsi Maxim’in sevgisini daim kılmak ve onla beraber mutlu olmayı sağlaması için. Mrs. de Winter ana istekleri başka istekler doğuruyor. Örneğin topluluğun takdirini alma isteği Maxim’e hoş görünmek için doğuyor. Mrs. de Winter aynı zamanda Maxim’in de takdirini almak istiyor ve böylelikle onun aşkını sabitleştirmek.

Jack Favell’in isteği rahatlık ve lüks içersinde yaşamak. Hedefleri bu isteği gidermeye yönelik. Örneğin Mr. de Winter’e şantaj yaparak para kazanmak. Maxim para ödemeyince onu parmaklıklar arkasında görmek istiyor. Maxim’i acı çekerken görmek için onu ”demonlarıyla” son bir kez daha buluşturuyor.

Mrs. Danvers’in tek hedefi var Mrs. de Winter’i malikhaneden uzaklaştırmak veya ölüdrmek. Yeni bir Mrs. De Winter’in olmasını istemiyor, yani bunun tersi isteği.

Hasılı bu filmde istekler ve hedefler sıkı bağlantılı.

Protagonist ve Mentor Maskeleri

Protagonist ve Mentor maskesi film boyunca Maxim ve Mrs. de Winter arasında değişiyor. İlk başta (Monte Carlo) maske Mrs. de Winter’de ve Maxim’e tekrar gülmesini öğretiyor. Sonra (Menderley’e geliş) maske Maxim’e geçiyor. Maxim Mrs. de Winter’e kendinden emin ve büyümesini sağlıyor. Filmin sonunda (Rebecca’nın ölümünün arkasındaki sır aralanınca) maske tekrar Mrs. de Winter’e dönüyor. Mrs. de Winter Maxim’i panik anında onu teselli ediyor ve sakinleştiriyor.

Maxim’in yokluğunda Major Giles Lacy (Maxim’in kardesi) ve Frank Crawley (Kahya) mentor maskesini alıyor. Bu maskeyi aldıklarında görevleri Rebecca’ya ümit vermekti.