Ziyaret (1964)

Ziyaret (The Visit) 1964 yapımı, Friedrich Dürrenmatt’ın Yaşlı Kadının Ziyareti adlı tiyatro eserinden uyarlanan bir sinema filmi. Yönetmenliğini Bernhard Wicki’nin yaptığı filmin başrollerini Anthony Quinn ve Ingrid Bergman paylaşıyor.

Milyoner Karla Zachanassian yıllar sonra sefalete düşmüş memleketi Güllen’e geri döner. Ahali kendisinden finansal destek bekliyor. Karla bu isteği karşılamaya hazır ama tek bir şartla: Karla finansal destek karşılığında, gençlik aşkı ve memleketinden sürülmesine sebep olan Serge Miller’in öldürülmesini istiyor.

Film aynı tiyatro oyunu gibi üç perdeye bölünmüş ve hikayenin seyri aynı olsa da önemli farklar var. Tiyatro oyununda Gülen bir orta avrupa şehri iken filmde bir Balkan şehri. Fakat yine tam bir lokasyon belirtilmiyor. Bir diğer fark ise uyarlamanın oyundaki absürt öğeleri göz ardı ederek daha realist bir yol seyretmesi.

Oyundaki absürt öğelerden biri Karla’nın başından geçen dokuz evlilik idi – üç tane eşi oyunda görülüyordu. Absürt öğelerin uyarlanmamasından dolayı açılan boşluğu ise Anya karakteri ve bu karakterin polis amiri Dobrik ile yaşadığı yasak aşk dolduruyor. Bu durum ise baş kahramanların dışındaki karakterlere isim vererek hikayenin kıssa (parable) karakterini kaybettiriyor.

Film yaşlı kadının ziyaretine daha realist yaklaşması, hikayenim esprisini daha ön plana çıkarıyor. Ziyaretin başında idam cezasının kaldırılmasıyla övünenlerin sonunda bunu tekrar yürülüğü katması. Ayrıca Karla’nın Serge hüküm giydikten sonra yaptığı uzun konuşma apaçık hikayenin esprisini ortaya koyuyor. Fakat bunlar filmde zorlama gibi duruyor. Nitekim filmde mutlu son yapım şirketi 20th Century Fox’un isteği üzerine olmuş.

İkinci perdenin ortalarına kadar iyi ilerleyen film, güzel anlar barındırıyor.

* * *

the-visit-film

Yıl: 1964

Film Süresi: 96

Yönetmen: Bernhard Wicki

Senaryo: Ben Barzman

Müzik: Hans-Martin Majewski

Görüntü Yönetmeni: Armando Nannuzzi

Kurgu: Samuel E. Beetley, Françoise Diot

Oyuncular: Ingrid Bergman (Karla Zachanassian), Anthony Quinn (Serge Miller), Anya (Irina Demick), Paolo Stoppa (Doktor), Hans-Christian Blech (Dobrik), Romolo Valli (Boyacı), Calentina Cortese (Mathilde Miller), Ernst Schröder (Belediye Başkanı), Dante Maggio (Cadek), Richard Münch (Öğretmen), Leonard Steckel (Papaz)

 

 

Advertisements

Almanya – Willkommen in Deutschland (2011)

Almanya – Willkommen in Deutschland, 2011 yapımı interkültürel komedi dalında bir film. Almanya’da interkültürel komedi (başka adlar: çok kültürlü komedi, etnik komedi) 2000′lerin başında patlama yapar. İnterkültürel komedi dalındaki çalışmalar yüksek konjonktür yapar ve eğlence sektörü bu tür yapımlara doyar. Bu nedenden dolayı Almanya – Willkommen in Deutschland filmini kimse finanse etmek istemez ve hikâye yedi sene bekler. Bu yedi sene içerisinde senarist kardeşler, Yasemin Şamdereli ve Nesrin Şamdereli, 50 tane senaryo versiyonu çıkarır.

Film, iş gücü olarak Almanya’ya göç eden Türk’lerin karşılaştıkları problemleri mizahi bir dille anlatıyor. Almanya’ya gelen 1.000.001′inci iş gücü Hüseyin Yılmaz ve eşi Fatma Yılmaz yaşlandıklarında Alman vatandaşı olurlar. Bu taze Alman çiftin altı yaşındaki torunları Cenk, okulda öğretmeni tarafından Türk olarak öncelenir ama Türk sınıf arkadaşları Türkçe bilmediğinden dolayı Alman olarak görür. Babası Türk ve annesi Alman olan Cenk’in yaşadıklarından dolayı kafası karışır. Cenk, üç kuşağın birleştiği aile yemeğinde bir hikâye kolunun marş motoru olan soruyu sorar:

“Was sind wir denn jetzt, Türken oder Deutsche?” (Biz şimdi neyiz, Türk ya da Alman?)

Cenk Yılmaz

Cenk’e kuzeni Canan, dedesinin hayatını anlatır. Dedesinin nerede büyüdüğü, nerede aşık olduğu, neden Almanya’ya geldiğini ve ailesini neden yanına aldırdığını anlatır. Bu hikâye koluna paralel olarak bütün ailenin Türkiye’deki memleketlerine gidişi anlatılır.

Filmdeki Türk ailesi entegre olmuş, ama asimile olmamış kendi halinde bir ailedir. Üç kuşağa da yer verilen ailede kuşaklar içersinde değişik tipler oluşturulmuş. Film, hikâyesini iyiler ve kötüler üzerinden anlatr. Filmde düşman (antagonist) diyebileceğimiz tek bir karakter yoktur.

Filmde düşman karakterleri yerine küçük antipatik rollere yer verilmiş. Bu antipatik rollerden bir tanesi ise çok gereksiz olmuş. Antipatik rollerden biri Katharina Thalbach’ın canlandırdığı otobüsteki emekli kadın. Emekli kadın otobüste yabancı düşmanlığı yapıyor ve esas kız Canan tarafından ağzının payını alıyor. Bu sahne hikâyeye bir şey katmıyor tam aksine duraklatıyor. Bu sahne illa bir mesaj sıkıştırma isteğinin veya senaryonun sık değişmesinden dolayı sahne arası bağlantıların kaybolmasının bir sonucu.

Filmin sonunun dopdolu olmasının nedeni yukarıda saydığım noktalar olabilir. Sonu bitmek bilmiyor, vefat eden babanın helvası yeniyor, işsiz oğul köyde kalmaya karar veriyor, Cenk göçün 50. yılı kapsamındaki etkinliklerde konuşma yapıyor, Cenk’in baştaki sorusuna felsefi bir cevap veriliyor ve Cenk okulda memleketini gösteriyor.

Cenk’in sorusuna filmde net bir cevap vermek yerine insanın ne olduğuna dair bir düşünce sunulmuş. Türkiye’de doğmuş Alman pasaportuna sahip Hüseyin nereli? İnsanın yurdunu bir kağıt değiştirebilir mi?

Bana göre insanlar gömüldüğü topraktandır. İnsan ölmek istediği, gömülmek istediği ve gömüldüğü toprağın yerlisidir.

Hasılı anlatım bakımından takıldığım bazı noktalar olmasına rağmen genel olarak filmi beğendim. İnsanı gülümseten ve hüzünlendiren sahneleri içinde barındıran izlemeye değer interkültürel bir komedi film.

* * *

almanya-willkommen-in-deutschland-almanya-2-rcm0x1920u

Yapım Yılı: 2011

Film Süresi: 101 dakika

Yönetmen: Yasemin Şamdereli

Senarist: Nesrin Şamdereli, Yasemin Şamdereli

Müzik: Gerd Baumann

Görüntü Yönetmeni: Ngo The Chau

Kurgu: Andrea Mertens

Yapım: Annie Brunner, Andreas Richter, Ursula Woerner ve Roxy Film

Oyuncular: Vedat Erincin (Yaşlı Hüseyin), Fahri Ogün Yardım (Genç Hüseyin), Lilay Huser (Yaşlı Fatma), Demet Gül (Genç Fatma), Rafael Koussouris (Cenk), Aylin Tezel (Canan), Denis Moschitto (Ali), Petra Schmidt-Schaller (Gabi), Aykut Kayacık (Yaşlı Veli), Aycan Vardar (Genç Veli), Ercan Karacaylı (Yaşlı Muhamed), Kaan Aydogdu (Genç Muhamed), Şiir Eloğlu (Yaşlı Leyla), Aliya Artuc (Genç Leyla), Trystan Pütter (David), Arnd Schimkat (Polis), Antoine Monot, Jr. (Erkek Komşu), Axel Milberg (Alman Memur), Oliver Nägele (Politikacı), Jule Ronstedt (Öğretmen), Tim Seyfi (Manav), Walter Sittler: Mann im Krämerladen, Aglaia Szyszkowitz (Doktor), Katharina Thalbach (Otobüsteki Kadın) ve Saskia Vester (Kadın Komşu)

Waking Life (2001)

Waking Life, 2001 yapımı bir animasyon filmi. Yönetmen ve senarist Richard Linklater, Waking Life filminde, baş kahramanını bitmek bilmeyen bir rüyanın içine atıyor.

İsmi geçmeyen baş ve tek kahramanımız rüya içersinde rüyalar görüyor. Rüyalarında onlarca insanla tanışıyor. Bütün film boyunca kahramanımızın neden bu rüyanın içinde olduğunu öğrenemiyoruz.

Kahramanımızın rüyasında gördüğü kişiler varoluşculuk, evrim, reenkarnasyon, özgür irade ve algı gibi konular üzerine tartışıyor. Richard Linklater “bir sanatın kemale ermesi fikirlerin ona katılması ile olur” düsturunun gazına gelip de mi böyle fikir yığını bir eser ortaya koydu bilinmez. Bilinen, Linklater’in “Waking Life” filmiyle deneysel bir yapım ortaya koymuş olması.

Filmin akışı esnasında kahramanımız bir rüyanın içinde olduğunu anlıyor ve rüyasındaki kişilerle lüsid rüya hakkında tartışmaya başlıyor. Bu konuşmalarda rüya ve gerçek üzerine bolca atılıp tutuluyor.

Richard Linklater oluşturduğu fikir yığınında tabiat ötesine dair düşüncelere de yer vermeyi ihmal etmemiş. Filmin sonlarına doğru televizyonda bir bayanın ölümün yalnızca algı değişikliğine denk gelebileceği iddiasını ortaya atıyor.

Ölümün sırf algı değişikliği olabileceği fikri ortaya atılınca aklıma Jean-Paul Sartre’nin “İş işten Geçti” romanı geldi. Aklımın bir köşesinde “İş işten Geçti” varken, diğer taraftan da ekranda kahramanımız çaresizce rüyadan uyanmaya çalışıyordu. Bu iki veriden dolayı kahramanın ölümden sonra yaşadıkları anlatılıyor olabilir diye bir şık belirdi beynimde. Eh ölünün arkasından konuşmak istemediğimden fazla uzatmadan tekrar yönetmene dönüyorum.

Richard Linklater yukarda saydığım bütün tartışmaları 99 dakikalık bir filme sıkıştırmayı başarmış. Film, ontoloji üzerine az buçuk düşünen ve okuyan herkesin ulaştığı fikirlerin lüsid rüya konusu etrafında sıkıştırılmasından ibaret. Nazarımca filmdeki tartışmaların yenilik değeri yok. Dramaturji klasik değil ve can sıkıcı.

Filmin içeriğindeki fikirler ayrıca uzunca tartışılabilir, ama toplu içeriği üzerinde durmaya gerek duymuyorum. Filmin oluşuturulma yöntemi filmden daha değerli.

Film rotoscoping yöntemiyle animasyon haline getirilmiş. Richard Linklater filmi ditijal kamerayla çekmiş. Görüntüler sonradan bilgisaray yardımıyla animasyon şekline dönüştürülmüş.

Rotoscoping çizgi film zamanından kalma bir teknik yöntem. 1914 senesinde Max Fleischer tarafından icat edildi. Fleischer bu yöntemi figürlerinin hareketlerini daha gerçekci çizebilmek için kullandı. Yöntem yıllar içerisinde çizgi film dışındaki alanlara da sıçradı.

Yöntem, kayıtların bir camın üstüne yansıtılması ve akabinde kağıda çizilmesinden ibaret. Bu yöntem 90′ların başlarında bilgisayar yardımıyla yapılmaya başlandı.

Gerçekci çizimler yakalayabilmek için bulunan yöntem, gittikçe gerçeklikten uzaklaşmak için kullanılmaya başlandı. Richard Linklater bunu yapan yönetmenlerden biri. Waking Life filminde madde gerçek dışı şekilde hareket ediyordu. Tabi bunu anlattıklarının altını çizmek için yapıyordu. Dünyadaki hiçbir şey sabit değil, tabiat dahil.

Her rüyanın bir sonu var. Dünyanın bir sonu olduğu gibi. İnsan mutlaka bir gün hayattan kalkacak ve tekrar uykuya dalamayacak!